Alevîlik Tarihi ve Alevî anlamı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Alevîlik Tarihi ve Alevî anlamı

Mesaj tarafından Admin Bir Cuma Ekim 24, 2008 8:43 pm

1.ALEVİLİK KAVRAMININ TARİHÇESİ

İslam peygamberi Hz. Muhammet hayatta iken Alevîlik denilen bir kavram ortada yoktu. Her ne kadar Hz. Ali ’nin bazı yakın ve sadık taraftarları –mesela Mikdat, Ammar, Selman ve Ebu Zerr gibi -vardıysa da bunlar için kullanılan kel ime Alevî değil Arapça’da taraftar anlamına gelen Şia kelimesi idi. Rivayet edildiğ ine göre 300 kadar sahabe Ali Şiası adı ile isim yapmıştı. Çünkü Hz. Ali birçok defa Hz. Muhammet tarafından halifeliğe atanmış,2 halktan bir kısım ise O hazretin etrafında toplanmaya başlamıştı. Hatta Hz. Muhammet’ in kendisi bi le bu insanları övmüş, bunlar hakkında Ali Şiası veya Ehl-i Beyt Şia’sı kavramlarını kullanmıştı.Şiî’lik kavramı bundan sonra kesintisiz şekilde ve Hz. Ali ’nin taraftarlarını -ve daha geniş anlamda On İki imamların taraftarlarını ifade etmek için kullanıldı. Hz. Ali ’nin şehit edilmesinden sonra O hazretin soyundan gelen insanlar için ise Alevi kavramı kullanılmaya başlandı.
On İki İmamların altıncısı olan İmam Cafer Sadık’ın zamanında iki yeni kavram çıktı ortaya. Bunlardan birincisi Zeydilik’ tir ki, bunlar İmam Zeynel Abidin’den sonra oğlu Zeyd bin Ali’yi İmam tanıdılar; bir başka fırka oluşturarak On İki İmam çizgisinden ayrıldılar. İkinci kavram ise Caferiliktir. Siyasi çalkantılardan oldukça iyi faydalanan İmam Sadık’ın Şiî inanç ve öğretilerinin yayılmasına hızlı bir ivme kazandırmasına binaen On İki İmamcı Şiaya Caferî’lik adı verildi . Bu kavram her zaman Şiî'lik ile eşanlamlı kullanıldı .İmam Sadık’ın şehit edilmesinden sonra yeni
imamın kim olacağına dair yeni tartışmalar ortaya çıktı. Bir grup İmam Sadık’dan önce vefat eden oğlu İsmail’i imam tanıdılar. Bunlara ise _ İsmaili adı verildi ve bunlarda On İki İmam çizgisinden ayrıldılar??_ Şiî'lik içersinde belirtilen bu kopmalar dışında başka önem li kopmalar olmadı.
15. yy.ın son yarısında yeni bir kavram daha ortaya çıktı. Şah İsmail ’in babası Şeyh Haydarın müritleri başlarına kırmızı sarık sarıyorlardı Bundan dolayı bu müritlere Kızılbaş adı verildi .
Daha sonra bu kavram Anadolu’ da ve İran’da ki Şiî'ler için yaygın olarak kullanılmaya başlandı.
Artık bu coğrafyada Şiî’lik ve Caferî’lik ile yeni bir kavram ortaya çıkmıştı: Kızılbaşlık...
Osmanlılar ve Safeviler arasındaki mücadele ve diğer taraftan Anadolu’da meydana gelen birçok Şiî'/Kızılbaş kökenli ayaklanma yüz binlerce Şiî'nin katledilmesi ile sonuçlandı. Çaldıran Savaşı’ndan sonra Anadolu’da kalan Şiî'ler ile İran’da kalan Şiîler arasında ki bağlar gevşedi ve İran’ da Safeviler’in yönetimden alaşağı edilmeleri ile de koptu. Osmanlı’da bu arada boş durmadı. Katliam etmekle bu insan kaynağını bitiremeyeceğini
anlayınca Anadolu’da ki Şiî/Kızılbaş tekke/ medreselerine kendi adamlarına yerleştirdi. Öyle ki Hacı Bektaş- ı Veli Tekkesi bile bunun dışında kalamadı . Alevî halk arasında Sünniliği yaymaya çalıştı . Bu ocaklarda ki Ehl -i Beyt ilmi öldürüldü. Hurufiler, Masonlar ve bunlar gibi bir dizi batıl inançlara sahip olan bir çok grup ilgili tekkelerde yer bulabildi. 16. yy.ın ikinci yarısında ise yeni bir kavram ortaya çıkmıştı: Bektaşilik...
Bu tarihten itibaren Bektaşîlik genelde şehirde ya-şayan ve Osmanl ı’ ya yakın Şiî'ler için, Kızılbaşlık ise kırsal kesimde yaşayan Şiî'ler için kullanıldı. Dünyanın her yerinde ise –Anadolu'da dahil- Alevî kavramı Hz.Ali ’nin soyundan gelen insanlar için kullanılıyordu.
Ancak ne olduysa oldu ve Alevi kavramı 19. yy.ın başında10 Kızılbaş toplulukları ifade etmek için kullanıldı. Kısa bir süre sonra Alevîlik kavramı Bektaşîlik' de dahil, Şiî'l iğe bağlı olan bütün topluluklar için kullanılmaya başlandı.Günümüzde de kavram aynı anlamda kullanılıyor.

Kavramsal Olarak Alevîlik
Kavramsal alanda Alevîliğin birkaç tanımı yapılmakta ve bunun doğal bir sonucu olarak Alevî kelimesi birkaç topluluğa nispet edilmektedir .
Birinci olarak Alevilîği Türkçe telaffuzu ile değerlendiren görüş etrafında konuşacağız. Buna göre Alevîlik Ali ile evi kelimelerinin birleştir ilmesinden meydana gelmiştir. Ali + evi şeklinde bir araya getirilen kavramda aradaki “i” harfi düşmüş ve anlatılmak istenilen şey Alevî olarak kavramlaşmıştır. Alevî kavramı ise yalnızca Hz. Ali ’nin soyundan gelen insanları kapsamaktadır .
İkinci olarak etrafında konuşacağımız görüş, Alevîliği Arapça telaffuzu ile ele alan görüştür. Arapça’ da Alevi kavramı “Ali’ye ait”, “Ali’ye
mensup” anlamına gelmektedir. Nasıl Hıristiyanlara Hz. İsa’ya bağlı olmalarından dolayı İsevi; Yahudilere de Hz. Musa’ya bağlı olmaları
sebebiyle Musevi deniyorsa, aynı şekilde Hz. Ali’ye bağ lı olanlara da, Alevi denmektedir. Buna göre sondaki “i” harfi sahiplik anlamı taşır “v” harfi ise
arada kaynaştırma harfidir. Sonuç olarak Alevî lik Ali taraftarlığıdır .
Bu iki görüşten en uygunu ikincisi olmakla birlikte, birinci görüşünde belirli oranda doğruluk payı vardır. Birinci görüşün doğruluk payının en iyi ispatı, bugün dahi sıkça rastladığımız “soydan gelme” olayıdır. Soydan gelme; yani bir kişinin Alevî olabilmesi için anne ve babasının Alevî olma zorunluluğu... Eğer Alevi kavramını birinci görüş doğrultusunda kullanır “Alevi kavramı Hz.Ali’nin soyundan gelen insanları kapsar” dersek, doğal olarak bir Alevî’nin de Alevî anne ve babadan gelmesi şarttır. Kaldı ki İslam Tarihi’nin ilk
zamanlarında Alevi kavramı, Hz.Ali’nin soyundan gelen insanlar için kullanı lıyordu. Bugün ise Alevi Cemaatinin büyük bir çoğunluğu Hz. Ali ’nin soyundan gelmemektedir. Bu insanlar, kendilerini ifade ederken de “Alevi” kavramını kullanmaktadırlar. İşte burada ikinci görüşün savunduğu şeye ulaşıyoruz ve anlıyoruz ki, sonraki dönemlerde Alevi olmayan bir çok insan
kendini bu kavramla ifade etmiş ve Alevi kavramı “Ali taraftarlığı” anlamında en geniş boyutlarına ulaşmıştır.
Yeri gelmişken burada soydan gelme hakkında biraz konuşalım. Yukarıda da anlattığ ımız gibi günümüzdeki kullanıl ı ş şekli ile Alevîlik kavramı, Hz. Ali’nin takipçisi, taraftarı ve hizbi demektir. Taraftar olmak için belli bir soydan gelme şartı aranmaz. Burada öneml i olan kişinin niyetidir. Öyle ise bir kişinin Alevî olabilmesi için belli bir soydan gelmesi gerekli değ ildir. Nitekim tarih boyunca değ i şik uluslardan ve kabilelerden bir çok ki şi eski dinlerinden vazgeçerek Alevî olmuşlar ve Alevî Cemaati de bunlara bağrını
açmıştır. Ancak bir kişinin “Seyyid-i Saadet, Evlad-ı Resul” olması için Hz. Ali soyundan gelmesi şarttır ve kanaatimizce soydan gelme yalnız bununla
sınırlıdır .

Tarihsel Olarak Alevîlik
Bize ulaşan kaynaklara dayanarak yaptığımız araştırmalar, Alevî kavramının tarihsel süreç içerisinde geçirdiği aşamaları bize şöyle
öğretmektedir: Alevî kavramı ilk zamanlarda Hz.Ali’nin soyundan gelen insanlar için kullanılıyordu ve kavram tam olarak bunu karşılıyordu. Hz.Ali’nin taraftarları ise, Şia veya Şia-tı Ali kavramlarıyla
ifade ediliyordu.
Hz. Muhammet hayatında dahi Şia kelimesi bu anlamda kullanılıyordu.Bu süreç böylece devam etti ve Çaldıran Savaşı’na kadar geldi .
Şiî’lerin Çaldıran’da yenilmesi ile ve daha çok İran’da Safeviler’in yönetimden alaşağı edilmeleriyle bir kısım Şia –ki bunlara “Kızılbaş” adı nispet ediliyordu – Anadolu coğrafyasına hapsedildi. Bu hapis ile Anadolu da kalan bu Şialara “Alevi” ismi nispet edildi. Zaten yapılan tetkikler Alevi kavramının Anadolu ya hapis olan Şîalar için iki yüz elli yıl, belki de daha az bir süredir kullanıldığını ortaya koymuştur. Günümüzde de kavram, bu anlamda kullanılmaktadır.
avatar
Admin
Yönetici
Yönetici

Mesaj Sayısı : 24
Yaş : 26
Kayıt tarihi : 23/10/08

Kullanıcı profilini gör http://aleviyiz.4rumer.com

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz