Nâmaz Namazın Mânâ ve Hikmetleri

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Nâmaz Namazın Mânâ ve Hikmetleri

Mesaj tarafından Freude Bir Cuma Ekim 24, 2008 9:20 pm

NAMAZ

NAMAZIN MÂNÂ VE HİKMETLERİ

Namaz ne demektir? Kur’ân-ı Kerîm’de, Peygamberimizin (a.s) ve O’nun tertemiz soyu olan Ehl-i Beyt Önderlerinin (a.s) öğretilerinde namaz ne şekilde yer almaktadır? Namâz-Niyâz ilişkisi nedir? Namazın yerini başka bir ibâdet tutabilir mi? Namaz kılmadan, Müslüman, özellikle de Ehl-i Beyt’e bağlı bir Müslüman olunabilir mi? Ya da namaz kılmayan herkes kâfir midir? İslâm’da kaç vakit namaz vardır? Namaz; herkesin kendi gönlünün istediği şekilde yerine getirebileceği bir ibâdet midir? Her kılınan namaz, namaz mıdır? Her namaz kılan da Müslüman mıdır? Gerçek namaz nasıl kılınır? Namazı ikâme etmenin mânâsı nedir?, ve insanda nasıl bir etki bırakır? Bütün bunlara, elimizden geldiğince ve dilimizin döndüğünce Ehl-i Beyt (a.s)’in berrak kaynakları ışığında cevap vermeye çalışacağız.

Namaz; Arapça “Salât” kelimesinin bir karşılığı olarak kullanılmaktadır. Farsça bir kelime olan namâz; dilimizde, belli kural ve kâideler çerçevesinde yerine getirilen bedenî bir ibâdete verilen isimdir.

Salât kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de birbirine yakın ifâdelerle yüzü aşkın âyette geçmektedir. Bu âyetlerin bazılarında, duâ ve niyaz, bazılarında da anladığımız ve gelenekselleşmiş manayı ifade eden namaz ibâdeti kast edilmektedir.

Şurası bir hakîkattir ki; Kur’ân; defalarca belirttiğimiz gibi her şeyin özünü, esâsını, temel prensiplerini ortaya koymakta, ayrıntılarını ve genişçe îzâhını ise kendisiyle hayat bulduğumuz Efendimize (s.a.a.) ve O’nun hak vârisleri olan ilim ve zikir ehli, Ehl-i Beyt İmâmlarına (a.s) bırakmaktadır.

Öyleyse; önce Kur’ân-ı Mübîn’de geçen salât kelimelerinin, içerisinde yer aldığı bazı âyet meallerine bir göz atalım:

“Allâh ve melekleri Peygambere Salât etmektedirler. Ey îmân edenler! Siz de O’na Salât ediniz...” [Ahzab (33): 56] Burada “salât” duâ etmek ve salavât getirmek mânâsında kullanılmaktadır.

“...Onlara (müminlere) Salât et. Muhakkak ki (ey Peygamber) senin salâtın onları yatıştırır, onları sükûn ve huzura erdirir...” [Tevbe (9): 103] Yine burada “salât” duâ ve af dileme (istiğfâr) mânâsında kullanılmaktadır.

“...Her bir canlı kendi Salât ve tesbîhini bilmiştir...” [Nûr (24): 41] Burada da “salât” duâ, niyaz ve canlıların kendi âlemlerine has bir ibâdeti mânâsında kullanılmaktadır.

“Onların (müşrik-kafirlerin) Beytullâh (Kabe) yanındaki salâtları da ıslık çalma ve el çırpmadan başka bir şey değildi...” [Enfâl (Cool: 35] “salât”bu âyette de duâ, niyaz ve câhiliyye anlayışına âit biribâdet şeklianlamında kullanılmaktadır.

“İşte Rablerinden Salavât ve rahmet hep onlaradır...” [Bakara (2): 157] Bu âyette de “salavât” af, mağfiret ve bağışlama mânâlarında geçmektedir.

“Sen de içlerinde bulunup onlarla Salâtı ikâme ettiğin vakit, onlardan bir bölük seninle beraber Salâta dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar...” [Nisâ (4): 102] Bu âyette “Salât” ile, savaş ânında kılınacak olan namaz açıklanmakta ve bugün kılmakta olduğumuz namaz mânâsında kullanılmaktadır.

“Salâtı ikâme ediniz, zekâtı veriniz...” [Bakara (2): 110] Burada da “salât” bugün kullanmakta olduğumuz namaz mânâsındadır.

“Salâtı bitirdiğiniz zaman, ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde uzanarak Allâh’ı anın. Güvene kavuştuğunuzda Salâtı ikâme ediniz. Çünkü, Salât müminlere vakitli olarak farz kılınmıştır.” [Nisâ (4): 103] Yine burada da “salât” bilinen namaz mânâsında kullanılmaktadır.

Görülmektedir ki Kur’ân-ı Mecîd’ de “salât” farklı anlamlarda geçmektedir. Hiç kimse bu mânâların bir kısmını göz ardı ederek, salâtı yalnızca duâ ve niyaz-yakarış olarak açıklayamayacağı gibi, salâtın tamamının namazdan ibâret olduğunu da iddia edemez. Zirâ her birinin kendine mahsûs zamanı ve şekli vardır.

Kur’ân-ı Kerîm’ de onlarca âyette geçen “salâtı ikâme ediniz” cümlesi ne anlama gelmekte?, başta Peygamberimiz (a.s) olmak üzere, Ehl-i Beyt ve İtret (a.s) bu cümlelere ne mânâ vermekte nasıl açıklamaktalar? Şimdi de onlara bir göz atalım:

İmâm Muhammed Bâkır’dan (a.s) nakledildiğine göre, Resûlullâh şöyle buyurdular; “Mümin bir kul namazı kılmaya başladığında, o, namazdan ayrılıncaya kadar Allâh, o kuluna nazar eder ve onu başının üzerinden göğün en üst ucuna kadar rahmeti ile kuşatır. Melekler yerden göğe kadar onun etrâfını çevirirler ve görevli bir melek başının üzerinde durarak şöyle der: Ey namaz kılan kul! Sana kimin nazar ettiğini, senin kimle konuştuğunu bir bilsen, ebedî olarak bulunduğun hâl ve mevkîden ayrılmazsın.” [1]

İmâm Cafer Sâdık (a.s)’dan nakledildiğine göre, Resûlü Ekrem efendimiz (a.s) buyurdular ki; “Namaz çadırın direği gibidir. Direk sağlam ise çadır bezi ve ipinin bir faydası olur. Direk kırıldıktan sonra ne ipin, ne de örtünün bir faydası yoktur.”[2]

İmâmet güneşinin parlak ışığı İmâm Cafer Sâdık (a.s) buyurdular; “Kim ki, içerisinde neler okuduğunu anlayarak ve ihlâs (samimiyet-tevhîd itikâdı) ile iki rekat namaz kılsa, namazı bitirdiğinde bütün günahları affedilmiş olur.” (Büyük günahlar ve Kul hakkı hariç)[3]

Muhammedî İslâm’ın bülbülü İmâm Muhammed Bâkır (a.s) buyurdular; “Namazı gevşek tutmayınız. Öyle ki; Allâh’ın Resûlü (a.s) ölüm ânında şöyle buyurdular; Namazı hafîfe alan benden değildir. Sarhoş edici içki içen benden değildir. Vallâhi bu kimseler Kevser havuzunda bana ulaşamazlar.”[4]

Sözünde ve fiilinde sâdık İmâm Cafer Sâdık (a.s)’ın naklettiğine göre, Resûlullâh (a.s) şöyle buyurdular; “Mümin beş vakit namazı hakkıyla yerine getirdiği müddetçe şeytân ondan ümidini keser. Ne zaman ki namazlarında bir gevşeklik gösterir de bazı vakitlerini kılmamaya başlarsa, şeytân da bundan cesâret alır ve o kişiyi büyük günahlara daldırır.”[5]

Râşid halîfelerden İmâm Muhammed Bâkır’a (a.s); “Onlar ki salâtlarını muhafaza ederler.” [Müminûn (23): 9] âyetindeki salâtlar hangileridir? diye sorulduğunda; Buyurdular ki (a.s); “Buradaki salavât farz olan namazlardır.” “Onlar ki salâta devam ederler.” [Meâric (70): 23] âyetindeki salât hangisidir? denildiğinde ise; “Nâfile namazlardır.” buyurdular.[6]

Beşinci Hak İmâm Muhammed Bâkır (a.s)’a soruldu; “Allâh kaç vakit namaz farz kılmıştır.” Buyurdular;“Gece ve gündüzde toplam beş vakit namaz farz kılmıştır.” Soruldu ki: “Yüce Allâh bu beş vakit namazı isimlendirerek kitâbında (Kur’ân’da) açıklamış mıdır?” Buyurdular (a.s); “Evet açıklamıştır.” Yüce Allâh Nebîsine emreder ki; “(Ey Resûlüm!) Güneşin dulûkundan, gecenin ğasakına kadar namaz kıl...” [İsrâ (17): 78] “dulûk”; güneşin zevâli, öğle vaktidir. Bu dulûk ile ğasak arasında dört vakit namaz vardır ki Allâh onları isimlendirmiş ve vakitlerini belirtmiştir. Gecenin “ğasak”ı ise, gece yarısıdır. Yine Yüce Allâh buyurdu ki; “...Fecrin Kur’ân’ını da (unutma)!, Muhakkak ki Fecrin Kur’ân’ına (Sabah namazında okunan Kur’ân’a)(hem gece hem de gündüzün melekleri ) şâhit olurlar.” [İsrâ (17): 78] İşte bu da beşinci farz namazdır. Yine Allâh buyurur ki; “Gündüzün iki tarafında (tarafeyi’n nehâr) namaz kıl...” [Hûd (11): 114]“tarafeyi’n nehâr” akşam ve sabahtır. “...ve gecenin yakın saatlerinde (zülefen minelleyli) de namaz kıl.” [Hûd (11): 114] bu da yatsı namazıdır. Yine Allâh buyuruyor; “Namazları ve orta namazı koruyunuz. Gönülden ve saygı ile Allâh’ın huzuruna durunuz!” [Bakara (2): 238] Orta namazdan kastedilen de öğle namazıdır...”[7]

Mustaz’afların önderi İmâm Ali Rızâ (a.s) buyurdular; “Namazın farz kılınışının sebebi, Rab olan Allâh’ın ortağı olmadığını îtirâf ve her şeyden güçlü olan Allâh’ın huzurunda kendini küçük görme ve tam haşyet, saygı ve teslîmiyet ile, geçmiş günahlarını itirâf edip af dilemeyi sağlamak içindir. Allâh’ı en büyük kabul ederek günde beş kez yere yüz sürmek manasına gelen namaz, Allâh’ı devamlı hatırda tutup unutmamak, korku içinde olarak O’nun önünde kendini küçük saymak, din ve dünyâ alanında verdiği nimetleri arttırmasını istemektir. Gece gündüz Allâh’ı hatırlatarak, insanın azmasını ve haddi aşmasını önleyen namaz, insanın; Mevlâsını, yöneticisini, yaratıcısını unutmamasına da vesîle olmaktadır. Rabbini hatırlayarak O’nun dîvânında baş eğmek elbette ki günahların ve fesatların önünü alır.”[8]

Buraya kadar bir kaçını ancak verebildiğimiz bu açıklama ve beyândan sonra akıllı bir Müslüman’ın, aklı başında bir Ehl-i Beyt dostunun namaz konusunda farklı bir yaklaşım sergilemesi ve namazı önemsememesi mümkün müdür?

Kalbi Kur’ân ve Ehl-i Beyt sevgisi ile çarpan bir Müslüman elbette ki, namaza gereken önemi verecek, namazı bütün ibâdetlerinin bir başlangıcı kabul edecek, namazı terk etmenin ya da önemsememenin, kendisini Allâh’ın rahmetinden ve Ehl-i Beyt’in şefaatinden mahrûm bırakacağını bilecektir. Vahiy evinin öğrencilerinden İmâm Cafer Sâdık (a.s)’ın şu sözü kulaklara küpe olmalıdır. İmâm (a.s) buyurmaktadır; “Biz Ehl-i Beyt’in şefaati namazı hafîfe alana ulaşmayacaktır.”[9]

Ehl-i Beyt’e ve Kur’ân’a bağlı olduğunu iddia eden bir Müslüman nasıl namazını terk eder? İmâm Cafer Sâdık’ın (a.s) şu sözünden hiç mi öğüt almaz? İmâm (a.s) buyurdular; “Bir kulun ilk hesaba çekileceği amel namazdır. Namazı kabul edilen kimsenin diğer amelleri de kabul edilecek, namazı kabul edilmeyenin de bütün amelleri reddedilecektir.”[10]

Anlaşıldı ki namaz ibâdeti mutlak sûrette yerine getirilecektir. Bundan kaçış ve kurtuluş yoktur. Ancak, bu ibâdet nasıl ve ne şekilde yapılacaktır? Herkes kendi aklının estiği şekilde ve ölçülerde mi yapacaktır? Şüphesiz ki hayır... Namaz ibâdeti; ana hatlarını Kur’ân’ın belirlediği, ayrıntılarını ise Resûl-ü Ekrem’in (a.s) ve O’nun pâk Ehl-i Beyt’inin (a.s), İtret’inin (a.s) tarîf ettiği şekilde yerine getirilecektir. İnşâallâh bu konudaki rivâyetleri yeri geldikçe vermeye çalışacak ve gereken açıklamaları yapacağız.

Müslüman, Ehl-i Beyt muhibbi ve Alevî olmakla gurur duyan kimse; her şeyin namazla bitmediğini bilmeli, aksine namazınher ibâdetin anahtarı olduğunun şuuruna ermelidir. Nitekim bir çok rivâyetlerde nice namaz kılanların, namazın hedeflediği güzel ahlak, insanlarla insanca ilişkiler ve dürüstlükten uzak olmasından ötürü, istenen güzel sonuca ulaşamadıkları belirtilmektedir.[11]

Nitekim Pîrimiz de bu gerçeği ne güzel ifade buyurmuşlar:

“Bir kez gönül yıktın ise,

Bu kıldığın namaz değil.

Yetmiş iki millet dâhi,

Elin, yüzün yumaz değil.”

Namaz ile ilgili söylenecek çok söz olmasına rağmen, biz; sözümüzü Şanı yüce Rabbimiz olan Allâh’ın bir âyeti ve Nebîler serveri Hz. Peygamberimizin (a.s) bir hadîs-i şerîfleri, Hak İmâmlarından da (a.s) bir rivâyet ile noktalıyoruz.

Yüce Allâh şöyle buyuruyor; “...Muhakkak ki (gerçek) namaz, (insanı) fahşâ ve münkerden (her türlü kötülük ve iğrenç hal-hareketlerden) uzak tutar...” [Ankebût (29): 45]

Canımız yoluna fedâ olsun! Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ (a.s) buyuruyorlar; “Beş vakit namaz, kapınızın önünde akan ve kendisiyle günde beş kez yıkanarak temizlendiğiniz nehire benzer. Nasıl ki o nehirde beş kez yıkanmakla kir ve pislikten eser kalmaz ise, beş vakit namazı (hakkıyla) edâ eden kimsede de (büyük günahlar ve kul hakkı hariç) günahtan eser kalmaz.”[12]

İmâm Cafer Sâdık’a (a.s); yüce Allâh’ın kullarına farz kıldığı amellerin en başında hangilerinin geldiği sorulduğunda, buyurdular; “Allâh’tan başka ilâh olmadığına, Hz. Muhammed’in (a.s) Allâh’ın Resûlü olduğuna şehâdet etmek, beş vakit namazı kılmak, zekatı vermek, Kabe’yi haccetmek, Ramazan ayında oruç tutmak ve biz Ehl-i Beyt’in Velâyetini kabûl etmek. Kim bunları hakkıyla yerine getirir ve her türlü kötülüklerden uzak durursa cennete girer.”[13]

“Pir Sultan Abdal’ım, ölürüm deme,

Kıl beş vakit namazın kazâya koma.

Sakın bu dünyâda kalırım deme,

Tenim teneşirde özüm sağdadır.”[14]

Din gemisi namâz ile yol alır.
avatar
Freude
Yönetici
Yönetici

Erkek Mesaj Sayısı : 37
Yaş : 26
Nerden : Adana / Seyhan
Kayıt tarihi : 24/10/08

Kullanıcı profilini gör http://www.myspace.com/freudeadn

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz